Dolar 13,7194
Euro 15,5684
Altın 786,58
BİST 1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Çok Bulutlu
İstanbul
14°C
Çok Bulutlu
Pts 17°C
Sal 15°C
Çar 14°C
Per 15°C

​Bu kadına haddini bildirin!

​Bu kadına haddini bildirin!
A+
A-
26.06.2021
141

Z Kuşağı, Türk siyasetinde demokrasinin katledildiği olayın mağduru, mağduru olduğu kadar kahramanı Merve Safa Kavakcı’yı fazla tanımaz, fakat biz ne zaman Merve Safa Kavakcı ismini duysak, hafızamızın derinlerinden fırlayan şu ifadeler ruhumuzu sarsar:

“Bu kadına haddini bildirin!..”

KAVAKCI’NIN DEDELERİ DE ZULÜM GÖRMÜŞ!..

1968 yılında Ankara’da doğan Merve Safa Kavakcı kimdir?..

1974 yılından sonra üniversitelerde ilk başörtüsü eylemi yapanlar arasında anılan İslâm Hukuku Profesörü Yusuf Ziya ve Alman Dili-Edebiyatı Uzmanı Gülseren Gülhan Kavakcı’nın kızı.

Annesi öğretmen olduğundan çocukluğu anneannesi Kadriye ve dedesi İbrahim Ethem Güngen’in yanında geçer. Evde hep İstiklâl Savaşı gazisi olan ve Askeri Tıbbiye’de görev yapan İbrahim Ethem Güngen dedesinin maruz kaldığı sıkıntıları anlatılır, o dinler.

Dede aynı zamanda Kur’an ve vatan âşığı bir şahsiyettir. Dönemin önemli münevverleri Mehmet Zahid Kotku, Saidi Nursi, Celal Ökten, Necip Fazıl Kısakürek gibi isimlerden feyz alarak mücadelesine ömrünün sonuna kadar devam etmiş.

Merve, baba tarafına anne tarafı kadar yakın olmasa da, onların hayatı da çileyle yoğrulmuş.

Babasının büyük dedesi 93 Harbi’nde ailesini Gürcistan, Batum, Hatila’dan kaçırarak Anadolu’ya yollamış. Aile Sakarya civarına yerleşmiş, fakat arkada kalan Tahir dede Rus askerlerince yakalanıp Sibirya’ya sürülmüş. Üç sene sekiz ay burada sürgünde tutulduktan sonra bir tüccarın yardımıyla ayakkabı sandığında saklanarak sıkıntılı bir yolculuktan sonra ailesine kavuşmuş. Sonra da bu kaçış hikâyesini destanlaştırarak her defasında dinleyenlerle birlikte hüngür hüngür ağlamış.

Baba garip, baba mahzun… Sadece Gürcüce bildiği için akranları tarafından horlanmış, gün gelmiş Türkçeyi onlardan daha iyi konuşur olmuş. Fakat Soğuk Savaş’ın devam ettiği yıllarda Sovyetler Birliği bünyesindeki Gürcistan’dan Almanya’ya gidişi sırasında Gürcüce yazdığı mektup Tiflis’teki bir müzede sergilenmeye başlamış…

Dünya ne küçük, bazen bir mektup, bazen bir hikâye, bazense bir tecrübe, insanları tarihin bir sayfasında toplayıveriyor…

İşte böyle çile ile yoğrulmuş aile hikâyelerinin anlatıldığı bir ortamda büyüyen Merve Safa Kavakcı, TED Ankara Koleji’ni başarıyla bitirdikten sonra Ankara Tıp Fakültesi’nde eğitimini sürdürürken tıpkı Hatice Babacan, Şule Yüksel Şenler ve daha sonra 28 Şubat sürecinde kıyıma dönüşecek olan başörtüsü yasağına takıldı. Bu olay üzerine ailesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti. 1993 yılında The University of Texas at Dallas’ta Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdi.

Türkiye’ye dönerek 1994-1998 yılları arasında Refah ve Fazilet Partisi’nde Kadın Kolları Dış İlişkiler Başkanlığı görevini yürüttü. Bu görevleri yürütürken hafızlığını ikmal etti.

“ANNE, İNŞALLAH SENİ HAPSE ATMAZLAR!..”

54. Refahyol Hükümeti’nin kurulup Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın başbakanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte bitmek bilmeyen iftira kampanyalarına her gün bir yenisi ekleniyordu.

Erbakan’ın “Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?..” sözünü tevile çalışanlar, bu sözü 54. Refahyol Hükümeti’ni iktidardan uzaklaştırmaya dayanak noktası yapıyordu. Sonunda teamülleri hiçe sayan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Refahyol Hükümeti’nin idam fermanını imzalıyordu. 28 Şubat 1997’de 9 saat süren Millî Güvenlik Kurulu’nda alınan kararların ardından şu sözler hafızalara kazınıyordu: “28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek.”

28 Şubat Postmodern Darbesi’yle ölüm fermanı imzalanarak kapatılan Refah Partisi’nden sonra siyaset arenasının yeni partisi Fazilet Partisi’ydi. Partinin İstanbul Hanımlar Komisyonu Sorumlusu Elif Erbakan’ın teklifiyle bir yola girilmişti. Fakat sekiz yaşındaki Fatıma’nın “Anne, inşallah seni hapse atmazlar!..” sözü hafızalara kazınacaktı.

Kavakcı, adaylığı açıklandıktan sonra basının önüne ilk çıkışını Cemal Reşit Rey Konferans Salonu’nda “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” münasebetiyle gerçekleştirdi. Basın ordusunun takip ettiği programdan sonra kartel medyası acımasız yüzünü bir kez daha gösterdi.

Karalama kampanyalarına hız veren medya Kavakcı’nın ağzından yalan üzerine yalan üretmeye başlıyordu. 28 Şubat Postmodern Darbesi’yle 58. Refahyol Hükümeti’ni deviren kartel medyası bu sefer de Merve Safa Kavakcı’nın peşine düşmüştü. Elinden tutup okula götürdüğü minicik yavrularıyla okulun bahçesine girerken yuhalamalar, ıslıklamalar ve zorbalıklar maruz kalıyor, medya da bunu köpürterek manşete taşıyordu.

Doğan, Uzan, Bilgin, Ciner medya grupları ve onların beslemeleri “İyi ki ahiret var!..” dedirtiyordu.

KAVAKCI BAŞINI AÇACAK MI, AÇMAYACAK MI?..

Bütün karalama kampanyalarına rağmen Kavakcı milletin teveccühüyle 1999 genel seçimlerinde Fazilet Partisi’nden İstanbul 1. Bölgeden Milletvekili seçiliyordu.

MHP’nin başörtülü vekili Nesrin Ünal başını açarken, Merve Safa Kavakcı direniyordu. Bunun üzerine Ecevit tansiyonu düşürmek için şöyle bir teklif getiriyordu: “Kavakcı, Meclis Genel Kurulu’na girmesin. Ona bir oda verelim, o odaya gelip gitsin. Ama Genel Kurul ve komisyon çalışmalarına katılmasın.” Bu teklif Kavakcı’nın şahsında milletin iradesine hakaretten başka bir şey ifade etmiyordu.

27 Nisan 1999 günü İl Seçim Kurulu’ndan mazbatasını alan Kavakcı partili kadınlar tarafından Ankara’ya uğurlanırken, Türkiye “Kavakcı başını açacak mı, açmayacak mı?..” meselesine kilitleniyordu.

Ankara’da ortam gergin… Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’la görüşme çabaları sonuçsuz… Anne Gülseren Gülhan “İster misin bunlar sana sahip çıkmasınlar…” diyecek kadar gergin…Sırf kızının yemin törenini izlemek için ABD’den gelen baba Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakcı tedirgin…

Ve ilerleyen zaman diliminde anne haklı çıkıyor, 28 Şubat travmasını hâlâ üzerinden atlatamayan Fazilet Partisi yöneticileri “el öptürme” formülü dışında bir çözüm üretemiyordu.

Merve Safa Kavakcı hayatında ilk defa bu kadar tedirgin, bu kadar çaresizdi!..

1999’DA YAŞANANLAR TARİHE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇTİ

Ve günler 2 Mayıs’ı gösterirken büyük gün gelmişti.

Kavakcı, İstanbul Milletvekili Nazlı Ilıcak’la birlikte Genel Kurul Salonu’na girerken FP’liler az da olsa alkış desteğinde bulunuyordu. MHP’liler anlamsız anlamsız bakarken, DSP’li vekiller ayağa kalkarak hep bir ağızdan, “Dışarı!.. Dışarı!..” diye bağırıp, alkışla tempo tutuyordu.

Kavakcı başı dik, gönlü ferah, ancak kalbinin hızlı atışına engel olamadan onları şaşkınlıkla seyrediyordu. Duasını acı içerisinde tebessüm eden yüzünün arkasına saklayarak dudaklarını kıpırdatmadan okuyordu…

Ortaçağ Avrupası’nda cadı avı mentalitesi ile hemcinslerini yok etmeye hazır, kin ve nefretlerini içlerinde tutamayan 10 kadar DSP’li kadın kürsüyü işgal ediyordu. Kadınlık onurlarını ayaklar altına aldıklarının farkında olmayacak kadar zavallıydı bunlar!.. Aslında yapılanlar Kavakcı’nın şahsında açık açık Allah’ın emrine isyandı.

Ve söz sırası ayakta durmaya mecali olmayan DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e geliyordu. Kürsüyü işgal ederek, kendini hiddetten kaybetmiş bir halde, “… Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu kadına haddini bildiriniz!..” diyerek büyük bir rezalete imza atıyordu.

Her zaman pozitif ayrımcılık yaparak “kadın hakları”nı savunanlar insanlıktan çıkıyor; “laiklik elden gidiyor” kumpanyası yürüten asker, siyaset, medya, iş dünyası bütün hoyratlıkları sergiliyordu. Oysa her şeyden önce o bir kadın, bir ana, TBMM’nin ilk başörtülü vekiliydi.

Vicdan ve adaletin tatile çıktığı bu kara gün daha başlangıçtı!.. Ve bütün bunlar olurken hiç şüphesiz, konu “Yüce Mahkeme”ye intikal etmişti.

HAYSİYET CELLATLARININ AZGIN ÇIĞLIKLARI MECLİS’İ İNLETİYOR

Ah Merve Safa Kavakcı ah!… Hayat ne tuhaf değil mi?..

Dedelerinin çektiği çile dolu hayat gün geldi sana da sirayet etti. Zulümle abâd olunmayacağı idrakinden yoksun güruh “bu kadına haddini bildirin…” diyerek üzerine çullandı!..

Tıpkı Hatice Babacan, Şule Yüksel Şenler gibi inancının gereği örttüğü başörtüsü sebep gösterilerek linç edildi. Haysiyet cellatlarının azgın çığlıkları arasında Nazlı Ilıcak’ın kanatları altına sığındı.

O an, o fotoğraf hafızalardaki yerini hâlâ koruyor.

Dünyada eşi benzeri olmayan bir lince tabi tutulan Kavakcı vatandaşlıktan çıkarıldı. Partisi kapatıldı. Siyaset yapması yasaklandı. Bereket versin yurt dışı yasağı getirilmedi de ABD’ye hicret etti. Yaşadığı bunca badireye rağmen hayata küsmeyen Kavakcı, Kamu Yönetimi Yüksek Lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktorasını tamamladıktan sonra öğretim üyeliği yaptı.

UNUTMAYALIM; BU DÜNYA FÂNİ, SADECE İNSANLIK BÂKİ

Dünya ne 28 Şubat’ın azmettirenlerinden Mesut Yılmaz’a, ne ajan provokatör iftirası atan Süleyman Demirel’e, ne politik şovmen Kamer Genç’e, ne de “had bildirme” operasyonunu başlatan Bülent Ecevit’e kalmadı. Ve bu dünya makamı; hakaret üzerine hakaret ederek âdeta “itibar suikastı” yapan dördüncü kuvvet medyanın kudretlileri(!) Uğur Dündar, Yılmaz Özdil, Zafer Mutlu, Yasemin Çongar, Fatih Altaylı, Rıza Zelyut, Ali Kırca, Oktay Ekşi, Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök, Bekir Coşkun ve adı unutularak tarihin karanlığına terkedilen birçok isme de kalmadı, kalmayacak.

GÜN GELDİ;

AK Parti, 2013 yılında “Kızın varsa, derdin var ülkesi Türkiye”de Müslüman kadınların uğradığı haksızlıklara son vermek için eyleme geçti. Kaderin cilvesine bakın ki, ablası Merve Safa Kavakcı’nın “haddi bildirilerek” men edildiği “Başörtüsüz Demokrasi”yi, milletin vekili olan başörtülü Ravza Kavakcı Kan 16 yıl aradan sonra inmemek üzere rafa kaldırdı. Bunlarla birlikte AK Parti hem iktidar hem de muktedir oldu.

VE GÜN GELDİ;

Merve Safa Kavakcı başörtüsü yasağının kaldırılması ile 2014’te hasretiyle yandığı vatanına dönerek, Üsküdar Üniversitesi’nde alanında ilk olan Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni (PAMER) kurdu.

2016’da doçent olan Kavakcı’ya 2017’de milletvekilliği statüsü resmi olarak tekrar tanınarak iade edildi. Bunun diğer adı iade-i itibardı. Bu itibar taçlandırılmalıydı; Türkiye Cumhuriyeti’nin Malezya Kula Lumpur Büyükelçisi olarak atandı.

*

Vatanını, milletini temsil etmenin gururunu yaşayan Merve Safa Kavakcı’nın 2004’te “Başörtüsüz Demokrasi’de Adı Konmamış Darbe” olarak kaleme aldığı kitap, akan zaman içerisindeki gelişmelerle “Başörtüsüz Demokrasi’den Günümüze” serlevhasına dönüştü. Geçtiğimiz günlerde Beyan Yayınları tarafından yayımlanan eser, Merve Safa Kavakcı’nın şahsında yakın tarih Türkiye’sini gözler önüne seriyor.

Hamiş:

“Eski Türkiye”de milletin vekili olarak girdiği TBMM’de “haddi bildirilen” Kavakcı’nın kızı Fatıma Gülham Abushanab hanımefendi NATO Zirvesi’nde ABD Başkanı Joe Biden ile görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tercümanlık yaptı. Bazı çevreler yine dumanlı havayı fırsat belleyerek monşerliğe soyunup saldırıya geçti.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.